1
Experiment Notes #1

Bu sabah dün gece plandığımı kısmen uyguladım. Programlanan saatten daha erken kalkmaktı amaç ama tam programlanan zaman kalktım. Erken kalkamadım.

Saat olarak erken kalkamasamda ilk kalkma isteğimde sabağın soğuk saatlerinde sıcak yatağımdan ilk defa kalkma isteğimde uyanabilmek deneyde ilk başarılı adım olarak not ediyorum.


Etiketler: experiment notes 1
 
 
 
 
 
 
1
Ertelemek

Ertelemek üzerine bir süredir yazmayı planlayıp hep iptal ediyorum. Nedeni nedir bilinmez bir şekilde herşeyi erteliyorum. Erteleme süremde hep senenin sonu..

Senenin sonuna kadar çok çalışmam gerekçesiyle herşeyden kendimi uzaklaştırıyorum. Atladığım büyük bir nokta eğlenceden ve hayattanda uzaklaştırıyor olmam beni asosyal yapmakla kalmayıp, asosyalliğin getirisi olan aklın sürekli dışarda olması sorunsalından dolayı ders çalışmamda etkileniyor.

Genellikle bu sorunsal hep şöyle gerçekleşir. Bilgisayarın bir kenarında bir köşesinde düzenlenen dosyalar arasında alaksız bir dosyaya fark edilir. Dosya niye burda ve gereksiz olduğu düşünelerek silinir. Devamında gelen esas amaç neyse o tamamlanır. Ne zaman olmadık zamanda bir program açılmaya çalışılsa ve program açılmasa anlaşılırki görüntüde anlamsız ve gereksiz görünen dosya başka bir programı etkilemektedir. Gerisin geri tekrar bütün işlemler başa sarar..

Yukarda veridiğim örnekteki gibi ders çalışma için yaptığım bence mantıklı ama gereksiz engeller benim ders çalışmamı dolaydı yoldan etkilemekte olduğunu fark ettim.

Ama hemen hemen herkesin içinde-memur cocuklarında fazlaca- olan vicdan ve sorumluluk duygusu bu durumun böylede ilerleyemeceğini vurguluyor. Eğlence zamanı eğlenmenin içine, yapılmayan ödev; çalışılmayan sınav yüzünden edildiği gibi, ders çalışma esnasından gidilemeyen party, katılınamayan etkinlikler düşünelerek gene ders çalışılamıyor..

Kısaca bu bir paradox sonucuna varıyorum.

Şu dakika bir önceki postumda da belirttiğim gibi içerisinde bulunduğum durum oldukça ilginç olmakla birlikte bir adet hiç başlanmamış Discrete Structers ödevi ve General Physics Quizi yarına beklemektedir.

Peki nasıl olucak bu iş ? Ben hem eğlenip hem ders çalışma işlemini nasıl yapıcam? Programlayarak olmuyor.. Daha sonraki ödevler kesinlikle yapılan programı etkilemekte..

Bana kalırsa ertelememeli insan.. Eğlencesi geldiyse eğlenmeli ama bunun yanında da ders çalışması geldiyse ders çalışmalı.. Ama bu ders çalışma işi hiç gelmiyorsa işte bu kuralı nasıl çalıştırıcağımı bir türlü bulamadım..

Can sıkıcı biraz evet ama bir çaresi olmalı..

Mesela Discrete Structures ödevini asla yarına yetiştiremeyeceğimi biliyorum. Ama birazına baksam hiç fena olmaz gibi..

Not: Buralara daha çok yazmak istiyorum. Daha düzenli bir hayat istiyorum. Daha başarılı olmak daha mutlu olmak istiyorum. Çok şey istemiyorum. Bunların hiç biri parayla alınmıyor. Havadan sudan geliyor. Bu aralar bana fazlaca gelseler nooolur ki ? Sadece bu seneyi böyle atlatayım. Sonraki seneler daha az gelselerde olur.. Yo bu bi pazarlık değil sadece istek.. Küçük bir ihtiyaç..

Biraz susma vakti.. Bide bi kahve içip çalışmaya başlamalı..

Ha birde şunuda söyliyim. Yarın gereksiz yere çok erken kalkıcam. Galiba buldum kendime söz dinletemiyorum.. Denelemeri buradan paylaşmayı planlıyorum. Birşeyler paylaşılmıyorsa bilinki kendi üzerimde başladığım deney başlamadan bitmiştir.

Tschüss!!


 
 
 
 
 
 
Az önce.

Az önce Quizinden 05 Midterm’ünden 01 aldığın General Physics dersinin ikinci Quizine çalıştım. Soru belirli ama yaklaşık 15dk ile 20dk arası süren çalışma sürem ne kadar tatmin edici geliyor kulağa bilmiyorum ama gerçektende böyle..

Galiba kaldım bu dersten bilmiyorum. Mucizelere inanırım ama bunda da nasıl bir mucize olacak hiç bilmiyorum.. Yani neden olacağı ihtimalini bile düşünüyorum o bile düşündürücü..

Olası çılgın Physics Quiz #2 sonucunu buradan paylaşabilirim. Meraklısına.. -napicaksa-


 
 
 
 
 
 
Gerek yok..

Gereksiz yere sinir nöbetleri yaşıyorum. Nedenin bir türlü bilmiyorum. Anlamıyorum. Birilerinin yaptığı çok güzel birşey o an bana çok sinir bozucu geliyor. Sıkılmış sıkıştırılmış hissediyorum. Beş yaşındaki bir çocuk edasıyla saatlerce güneş altında durulup dikilen kaleleri bir tekmeyle yıkmak dağıtmak istiyorum.. Kontrolsüz bir şekilde saldırmak, saldırganlık buhranlarına giriyorum.

Ne istediğimi hala bulamamak gerçekten ama gerçekten çok can sıkıcı bir durum.. Bazen olmayan şeyleri bile oldurmaya çalışınca neyi istediğini bulmakta oldukça güçleşiyor..

Insanlara bakıyorum. Herkes nehire bırakıyor kendini.. Ama nedense herkes çırıl çıplak atlıyor. Ben kiyafetlerimle atladığım için dışında kalıyorum. Herkes hayata bırakırken kendini öz güven kazanmak için karakterinin çıkarıp kenara koyup atlıyor hayatın sert sularına.. Böyle olması gerçekten canı çok sıkıyor..

Ne hayatın sert sularına atlamak nede üstümü cıkarmak istiyorum. Ama ikisinden birini yapmayan her zaman akan suyu izleyenleyen oluyor.

Akarsuyun içindekilerle konuşuyorum. Ordan nasıl gözüküyor herşey diyorum. Tam karakterimi soyunup kenara koyucakken, suya girmeden önce ne kadar lezzetli gözüküyorsa girince o kadar tatsız olduğundan bahsediyorlar.. Öylece kala kalıyorum.

Aslında birşeylerin içindemi dışında mı olmak istediğimi tam olarak bilmiyorum. Bu kadarı bile insanı yormaya yetiyor.

Okul hayatım hiç iyi gitmiyor.. Belkide bu düşünceler bunun paralelinde gelişen birşeyler.. Bu sene okulu eksiksiz geçirmem gerek..

Ama herşey şöyle gelişiyor. Ben tam bir tanesine çalışmaya başlıyorum. Diğerleri dağılmaya başlıyor. Tam hepsini bir dengeye koyuyorum. Bu sefer iş hayatım yükleniyor..

İkisi birlite gitmiyor gibi ama gitmek zorunda.. Ama bu sene gitmeyen işlerim olacağı kesin.. Okul hayatım önemli..

Yalnızlığımı bile kenara koydum. Bazen yalnızlığım meydana cıkıyor. Şefkat ve sevgi isteğiyle.. Tekrar beş yaşında cocuk oluyorum. İlgi bekleyen sevilmeyi isteyen sürekli poh pohlanan..

Aslında eksiye oranda daha az şey düşünüyorum. Düşünme fırsatım oluyor..

Birazda para sıkıntısı çekiyorum.

Hayatta para araç deniyor, ama buda insanlığın kendini kandırdığı noktalardan birisi.. Para gerçekten büyük bir ihtiyaç olmazsa olmaz.. Evet kağıt parçası ama o görünen yüzü özünde birşeyler bir değerler taşıyor.. Aslında bir belge birşeylerin değerli birşeylerin belgesi.. Değerli birşeyler yaptın ve değerli şey yerine onun kağıdın taşıyorsun..

Paranın olmaması üzerimde bazı saçma sıkıntılara sonuç versede dün yakın arkadaşlarımdan biriyle bu konuyu konuştuk. Para öyle birşeyki geldiğinde gitmesinide biliyor..

Ne kadar çok paran var o kadar çok para harcıyorsun. Harcamasan olmaz mı olmaz.. Cünki daha çok parayı daha çok para harcamada yaparak ediniyorsun. Olurmu öyle şey diyenler için sadece hayatta çok para kazananları düşünmelerini istiyorum. Ünlü biri olması gerek yok ünlü kolay bir örnek olur. Herhangi bir işte çalışan yüksek mevki yada yükselmek isteyen birilerini düşünün. Eğer kendini yüksek mevkidekilerin kalitesine taşımazsa yüksek mevkidekilerin aldığı parayı alamayacaktır. Yada tersi durum. Yükseldiği zaman bulunduğu konumu koruyabilmek için ister istemez bulunduğu konumdaki insanların harcama seviyelerinde harcıyıcaktır..

Kısacası bu hayatta ne kadar çok para kazanmak istesek o kadar anlamsızca haraket etmiş olucaz.. Bu yüzden garip ama elimizdeki her zaman bizim en çoğumuz olmalı.. Zaten olmadığında çoğalmıyor azalıyor..

Öyle şeylerden bahsettim ki beynim aptal oldu. Altından girdim üstünden cıktım.

Aklımdan geçen şeylerin düzensizliğini buraya döktüm. Normalde silmeyi düşünüyorken sırf bu yüzden bu postuda göndericem. İlerleyen bir gün kendim açıp okursam kendimi nerede olduğumu anlamak için iyi bir örnek olur..

Bu arada bitirmeden küçükken şunu düşünürdüm. Birgün 2000 li yıllara giriceğimizi.. Parlak milenyum 2000’e girdiğimizde ise 2010 ları düşünürdüm. Şimdi görüyorum ki 2010’a neredeyse 20 gün kaldı.. Hayat ne tuhaf.. Bense şimdu burda oturmuş 2030-2040’ı düşünüyorum. Ama şuan nasıl 2010 ise 2030 da o an olduğu gibi 2030 olucak.. Düşünmeye bile gerek yok..


 
 
 
 
 
 
Osman (24/11/2009)

Cümlelere nereden girsem bilmiyorum. Hiç tanımadığım, ama iyi bildiğim birisini kaybettim/kaybettik.

Alsancakta bir çok şarapçı görebilirsiniz. Bunların bir çoğu bir lira için gelip kendini küçük düşüren türlenderdir.

Alsancağı bilenler; kimi zaman halk bankasının önüne oturan, kimi zaman elinde mızıkası sokak lambasının altında mızıka çalan, kimi zaman ‘yieeeyyyttt!’ naraları atan, kimi zaman ‘başladııııııı!’ diyen dışardan ayyaş içerden ne olduğu belirsiz ama özünde iyi olduğu kesin birisi olan Osmanı kesinlikle görmüşlerdir..

Osman söylenene göre zamanında zenginlik içerisindeyken sevdiğini alamayıp kendini içkiye ve sokaklara vuran birisidir. Var olan parasını sağa sola verip sokaklarda yatıp, sokaklarda kalkmaya neşesini, hüzününü sokaklarda yaşamaya başlar..

Buraya kadar okuduklarınızı herkesden duyabileceğiniz noktalarıdır. Ama evimin 5 metre dibinde duran birisi benim için bu kadar yüzeysel değildi.

Osman ne zaman Kıbrıs Şehitlerinde bir eğlence olsa.. Herkesin önüne çıkıp komik oyunun oynardı. Güler yüzüyle gülücükler dağıtırdı..

Kimi zaman gündüz vakti elinde bir pet şişe içerisinde kimi zaman suyla karıştırılmış kolanya içerken, kimi zaman şanslı gününe denk gelip etraftakiler rakı alıp verdiyse deymeyin onun keyfine..

Son zamanlarda bir yarim olsun amca gelmişti gitari ile.. ilk başlarda ikiside yadırgamışlardı birbirlerini.. Zaman içerisinde anladılar ki biri şarkılarla, biri şarkılarda yaşıyorlardı..

Osman çok efkarlandığında çok içten türküler söylerdi..

Efkar ağır basar üstüne bir tanede naraaa basardı..

Ama bu kadar şeyi yaptıktan sonra neşeli şen şakrak zoraki gibi gözüken ama ona göre gerçekten içten kahkahasını basardı.

Osman zayıf kara kuru biriydi..

Yürürken görmeniz neredeyse imkansızdır.. Ayaklarında çıkan yaralardan olsa gerek adım atamaz haldeydi bilekleri.. Ama mutluydu..

Soğuk ayazlarda eski yapı kredinin önünde yatardı.. Çöplerden bulduğu onlarca yorgana sarılıp..

Osman efkarlıydı, hemde öyle efkarlıydı ki bazı geceler ağlayışını evden duyardım. İnsanın içi parçalanırdı.. Hayatını kaybetmiş bir insanın göz yaşları olduğunu bu kadar hissedemezdiniz.. Bazen eve girerken ağlarken denk gelirdim. Öyle içten öyle hüzünlü ağlardıki önce ona bakarsınız, sonra baka kaldığınızı fark edersiniz. Sonra içinizi bir burukluk sarar.. Yolunuza devam ederken gözleriniz aklınız orda kalmıştır.

Osman’ı ben, kardeşim ve mali çok severdik. Olmayan paramızla, tutturacağımızı hayal ettiğimiz büyük ikramiyelerde osmanıda düşünürdük. Onuda alıp içelim derdik. Felekten geceler yapalım derdik..

Ben özellikle osmanın yalnızlığını herkesden daha farklı hissettiğimi düşünüyordum. Bir gün nasıl olacaktı bilmiyorum ama sarılıcak herşey yoluna giricek diyicektim ona..

Ama malesef bu olmadı..

Bazı günler osmanı görürdüm. Kaza geçirmiş gibi gelirdi. Kimi zaman gözü mor kimi zaman bir yeri incinmiş.. Muhtemelen alkolliyken birilerine basit hedef gelip saldırıya uğradığını düşünürdüm..

Bilirdim kimseye zarar veremeceğini, bazen korkunç baksada korkmazdım.

Göztepeli taraflar geçerken Göz göz çeker, altaylı taraflar gelince büyük altay diye bağırır. Karşıyakalıları sevmezdi.. Göztepeki ve altaylı taraftlar severdi Osmanı.. Her kıbrıs şehitlerini sahiplendiklerinde osman ayağa kalkar.. Ya göz göz, ya büyük altay çektirir.

Daha çok gülen, genellikle kahkaha atan, son zamanlarda oturmaktan sıkılıp önüne bir karton açıp mızıka çalmaya başlamıştı..

Civardaki insanlarda severdi osmanı.. Ekmek almaya giderken görürdüm. Osmana yanaşır duraksamadan nasılsın osman iyimisin. Aman dikkat et kendine derlerdi. Osmanda gülmekle gülememek arası kafasını hafifce öne eğerdi..

Şeker bayramında sabah bayram namazıyla uyanmış bom boş kıbrıs şehitlerinde yarı topal ilerlemişti bir keresinde.. Etraftaki esfana seslenip bayramını kutlamıştı..

Ufak basit bir noktaydı ama gerçekten samimiliğini balkondan izlemiştim. Gülen yüzünü içtenliğini..

Osman severdi esfanı.. Esnafta osmanı.. Durur durur.. Yanlış hatırlamıyorsam Salih abi diye bir iki seslenir. Artık bakana kadar söyleyeceğini sanan salih abi baktığında ise hayırlı işler derdi yarı kahkahalarla.. Bakardı esnaf osmana aç kaldığında.. Severlerdi osmanı her ne kadar pis ve alkolik olsa bile..

Kahkahalar diyince akıllara böyle gür gürbüz biri değil cılız zayıf birisinin sesi gelsin. Zayıf cızıl, sessiz sakin biri..

O pasaklı pis haline özenirdim bazen, neyine özenilir değilmi ? Zengin kesimin gittiği yere gene çöpten bulduğu takım elbisesiyle giderdi.. Her ne durum ki ertesi gece hiç uyumamış olsa gerek bulduğu yerde uyuya kalırdı.. Yerde takım elbiselerle lüks bir sokakta kimse yatmasına izin vermezdi. Ama osman yatardı. Osmana bakıp, hayat sana güzel be osman derdim. Özgürsün..

Ama ne zaman geceleri ağlayan sesini duysam. Bu seninkisi nasıl özgürlük be osman bilemedim derdim..

Şimdi ise yüzümde  hafif bir tebessüm. Yazarken birazcık duygulandığım gözlerim dolmuş bir şekilde bişeyler yazmaya çalışıyorum.

Kimseye zararın yoktu.. Tek sorunun içkisiz yaşayamayıp kirli olmandı..

Şimdi osmanın yeri bomboş.. Hep belirli saatlerde duyduğumuz osmanın sesi hiç yok..

Tadilatta olan bir binanın üstüne seni hiç unutmayacağız diye yazı asmışlar.. Duygulandım..

Ne tuhaf hiç tanımadığım, hiç konuşmadığım, hiç bilmediğim bir evsiz barksız şarapçıyı önemsiyor ve üzülüyorum.

Biz farkında olmadan nasılda hayatımızda bir yer edinmişsin galiba en büyük eksikliğide burdan hissediyorum. Üzülüyorum..

Biz hakkımızı helal ettik. Umarım hayat boyu gülen yüzün bütün günahlarından affedilmen için yeterli olur.

Allah rahmet eğlesin..


 
 
 
 
 
 
1
Ne istediğini bilmemek..

İçimi sıka sıka boğup öldüren bir şey varsa oda ne istediğini bilmemek..

O kadar rahatsız olmaya başladım ki son dönemlerde yediğim yemekten bile zevk almamı engeller oldu..

Durum hep şöyle gelişiyor; Bir şeyler yapıyorum-yada yapacak oluyorum- önce onun hakkında bir sürü düşünce geliyor. Sonra daha yapmadan yapacaklarımın sonuçlarını görüyorum. Sonra içime birden kocaman bir bilmemek geliyor. Bu düşünceler arasında kocaman karma karışık bir yumak oluyor. Sonra vucuduma vuruyor. Hastalığın ucundan dönüyorum. Havalar azcık bulutlu olsun, müzikler azcık neşesiz, yavaş olsun hemen bunalımın ucundan dönüyorum. Ne istediğimi bir türlü bilemiyorum.

En son isteidiğim şey; hayatımda birileri olsun istiyorum. Hayranlar gibi aşık olan insanlar karşıma cıkıncada napıcam birlikteliği diyorum. Doymak bilmez bir oburum. Daha kötüsü karnım aç ama tokluk çekiyorum.

Neden paradoxları bu kadar ağır yaşıyorum hiç bilmiyorum.. İşlerim bir türlü yolunda gitmiyor. Aldığım iş hep üçücü kişiler tarafından ya bekletiliyor yada yavaşlatılıyor. Programımı kaydırıyor keyfimi bozduruyor. İçimdeki yapma isteğinide öldürüyor. Tam bu vakit diyorum ki beni anlayacak birisi olsa, alsam dışarı cıksam. Dolaşsam, dizi izlesem, yemek yapsam, kavga etsem, sonra hiç bir şey olmamış gibi sarılıp uyusak diyorum. Bu hayale bile ne istediğini bilmemek bulaşıyor. Birden hayalin pespembeliğinden nefret ediyorum. Midem gerçekten bulanıyor. Hissi değil midemin bulandığını hissedip kusma istedi duyuyorum. Ama buna ihtiyacım olduğunda o kadar çok iyi biliyorum ki bu istekle birlikte bulandı tarif edilemez bir hal alıyor..

Hem birileri çıksa bana fazla dayanamayacağını, bana dayanan birileri cıksa bana dayandığı için ben ona katlanamayacağımı düşünüyorum.

Düşünceler beynimi kemirdikçe kemiriyor. Buralara açılıyorum. Tumblr’a yazıyorm. Tumblr’a böyle için dönemeyen insanların gene Tumblr’a isyanını anımsıyorum bu satırları yazarken.

Aslında olması gereken bunlar değildi ben mi anormalim diyorum. Anormal olsam bile bu dünyada herkes mi normal sorusu geliyor aklıma ?

Tercih edilmemiştim. Hatırlıyormusunuz ? Tercih edilseydim ne olucaktı ? Söyliyim bir hafta sonra ben sıkılıcaktım. Her filmin sonu kafamdaki senaryolar gibi biticek değil ama nedense içimdeki senarist pek bi karamsar ve rahatsız ruhlu birisi, izlemediği filmin sonunu düşünerek filmden de soğutuyor bütün vucudumu düşüncelerimi.

Diyorum ya ne istediğimi bilmiyorum. Birisi cıksa, vucudumun tüm eksiklerini bilse, bunlara göre hareket edebilse, nabza göre şerbet verse. Benimle tanışmadan tanısa, ve hiç bir zaman tanıyamasa istiyorum.. Düzgün birşey isteyemiyorum. Galiba problem ne istediğimi bilmiyorum..


 
 
 
 
 
 
Yalnızlık.

yalnızlık.

her kimliğe doğuştan yazılı tek uğraşıdır insanın bir yaşama sırasında
tek sermayesi..
sahip olduğu tek şeydir; kıymetini bilmelidir, dedi.

yalnızdır insan.

hep kalabalıklara karışma telaşı bundandır.
kalabalık yalnızlıklar.., yalnız kalabalıklar oluşur, şehir şehir ülke ülke.

kalabalık arttıkça
artmaktadır yalnızlık da..

insan bir ölümü istemez, bir de ondan beter bir yalnızlığı,
ama ikisi de muhakkak gelir başına bir yalnız yaşama sırasında.

ölümün değil ama yalnızlığın bir tek çaresi var, dedi.

tek çaresi aşktır bir yalnız yaşama sırasında nefes almanın,
aşk da zaten iki yalnızın ortak bir yalnızlıkta buluşmasıdır, dedi.

aşık olun!

gösterin birbirinize yalnızlıklarınızı,
nasılsa ayrılık insanın kendi tek kişilik yalnızlığını özlemesi.
sade ölüm değil, ayrılık da yaşamın emri..

evet söyledi..

ya da ben duydum..
duyduğuma göre elbet bir ses söyledi bu söylendikçe usulen söylenir olan sözleri..

evet duydum söyledi!!

her duyduğumda ağladım.
pek çok ağlayışım sırasında duydum.
kalbim tutanak tuttu duyduklarıma,
soruldu, dedi, cevap alındı.

yaşamak!!, dedi, tek marifetiniz -biraz özen gösteriniz..
zulüm kimse zalimlik yapmayınca biter -mazlumlar dahil, dedi.

ama yapmayın, o daha bir çocuk, dedi tanrı..

ya gördüm neyleyim,
insanlar vardı duvarın içinde.
ya ben hep duvara konuştum,
ya da duvar değil konuştuğum, içinde insanlar var.
nedense beni anlasın istedim içinde insan olan duvarlar…

bilmiyorum,
belki de ben gerçekten delirdim

onlar haklı belki de.
içinde değil duvarların insanlar

sadece,
arasındalar..


 
 
 
 
 
 
Karma karışık..

Red edildim. Evet. Red edildim. Çok sevdiğim birisi tarafından hiç ummadığım derecede red edildim. İçime o kadar büyük bir ukte oluşturdu ki anlatamam. Fakat bu ukteden korkmuyordum. Hala korkmuyorum.

Daha sonra konuştuğumda, onu kazanmak için beni hibe ettiğini öğrendim. Bu dahada bir yıktı.. Yıkımlar üst üste geldi..

Düşündüm. Dakikalarca. Saatlerce. Günlerce..

Onu düşünmedim, altında yatan düşünceyi düşünüp durdum..

İlginç geldi bir dakika olsun durup bu nokta üzerine düşünmeyi denerken günlerin geçtiğini fark ettim cevapsızca..

Düşündükce karıştım, karıştıkca bulandım, bulandıkça boğuldum, boğuldukca uyudum, uyudukça uyandım, uyandıkça düşünmeye tekrar başladım..

Günleri böyle harcadı..

Aklımdaki düşünce ise..

İlişkilerde şu paradoksun bir çözümü olmalı dedim.

Bir kişi belkide bir kaç kişi sizi bir anda sevebilir. Aşık olabilir. Hediyeler alabilir. Size seveceğiniz şeyleri yapabiliyorlar.. Ama sizin sevdiğiniz onlar değil. Başkaları.. Bu kısmı klişe kısmı.. Her zaman böyle olan bir murphy kanunudur..

Peki bu durumda siz hangisi olmayı isterdiniz ? Hangisine davranmayı isterdiniz?

Siz sizi seven nasıl kabul etmesini istediyseniz sizi sevenleride öyle kabul mu etmelisiniz ?

Herşeye rağmen pes etmeden sizi sevenleri arkanızda bırakıp sevdiğiniz kişilere odaklanıp-ki onlarda başkalarını seviyodur muhtelemen- onu elde edene kadar bu işgenceye devam mı etmelisiniz ?

Öyle tuhafki bu sanırım bir terazi olarak düşünülmemeli..

Cünki katiyen iki tarafınında dengede olacağına inanamıyorum. Zaten bu soruların içinden cıkamadım..

Sizi sevenlere, sırf başka birini seviyor olasanız bile sevildiğiniz için birlikte mi olmalı yoksa gene bu düşüncedeki seven kişi mi olmalı ?

Seven mi, sevilen mi ?

Ben çıkamadım bu işin içinden.. Sevdiğime doğru bir adım attım. Ukteyle döndüm. -belkide gerçekten sevmiyordum onuda bilmiyorum-

Ne biliyim. Belkide başarısız birisiyim ilişkilerde..

Bilmiyorum. Bilemedim gitti..